Bu konusma icin davetiye aldigimda ilk gördügüm baslik, yani bu mini konferansin mottosu, ‘Savastan 7 ay sonra Gazze’de yasam’ ne olursa olsun gitmemi gerektiren bir unsur olmustu. Nitekim dün aksam bizzat olaylarin en yakin sahitlerinden birinden Filistin’i dinleme firsatini yakaladim. Dr. Husam Al-Najar Gazze Üniversitesi’nde görevli bir cevre mühendisi. Almanya’ya bir arastirma icin gelen Al-Najar, Gazze’den uzaklasip ne kadar savasi unutmak istemisse de konusma isteklerini geri cevirememis. Palmyra Verlag, Heidelberger Friedensratschlag, Palästinensische Fridensinitiative gibi kurumlarin organizasyonuyla Heidelberg’e de ugrayan Dr. Najar’a ben de buradan okumayacak olsa da tesekkürlerimi sunmak isterim. Heidelberg Üniversitesi’nde (Medical Inf.) docentlik yapan Fady A.’nin girisini sundugu ve organizesini üstlendigi, ayrica powerpoint sunumuyla desteklenen konusma özellikle de ortalarina dogru cok ilginc ve önemli mesajlar verdi bize. Ya da bana.. Neden derseniz, cogunlugunun yasli oldugu dinleyicilerin büyük bir kisminin yüzlerindeki ifadeye baktigimda yüzeysel dinlediklerine kanaat getirdim.
Iste önemle paylasmam gerektigini düsündügüm notlardan cikardigim özetler…
“Savastan sonra diyoruz ama savastan sonra diye bir sey yok aslinda. Cünkü orada hala savas var.” Iste bu sözlerle basladi Dr. Al-Najar konusmasina. Israrla bunun vurgulanmasi ve yine docentin de bu vurguya extra katilmasi zihinlerde bazi soru isaretlerine sebep olmaliydi aslinda. Elbette ki, savasin hala sürüyor olmasinin bir nedeni vardi ama önemli olan nedenler degil o an iki Filistinli’den -belki de bilincsizce— verilen ince mesajdi.

Diplomatik cerceveye göre savasin hala devam ediyor olusunu konusmacimiz bir haritayla bugün dahi devam eden Yahudi göclerine bagliyor. Haritaya bakilirsa gercekten de söyleyecek söz yok. Israil’in amaci, evet, Filistililer’i tabir-i caizse kistirdiktan sonra (ki bu sürec coktan gerceklesti) varliklarini Ortadogu haritasindan tamamen silmek.
Eger Israil’in gercekten Hamas’in tehlikesini söndürmek gibi bir niyeti olsaydi, Al-Najar’a saskin bir caresizlikle ‘anlayamiyoruz…’ dedirtecek seyler vuku bulmazdi. Mesela son Gazze savasinda kayiplarin cogu sivil evleri olmazdi (yani yaklasik olarak kayiplarin 50% binalar, bundan sonraki madde de tanklarla mahvedilen tarim alanlari). Ya da askerlerin okullari isgal ettikten sonra üs olarak kullanmakla yetinmeyip kara tahtalari mermilerle delik desik etmeleri.. Zevkine yapildigi besbelli olan bu son saydigim eylem gercekten de bizlere birseyler söylemesi gerekmiyor mu?
Dr. Al-Najar cocukken nasil saflikla askerlerin pesinden bir parca cikolata icin kostuklarini, bugün ise cikolata yerine bomba ve mermiden baska bir sey göremediklerini aciyla ama yine de gülümseyen bir ifadeyle anlatiyordu.
Ve iste Gazze’de günlük yasam:
Lagimlar, kanalizasyon hatlarinin yikilmasindan dolayi artik arinmadan denize veriliyor.. Bunun cevreye verdigi zarar bir yana Filistinliler yedikleri sebze, meyvayi da bu suyla yetistirmek zorunda! Cevre Mühendisi olan Al-Najar, ‘bunlar yenebilir mi?’ sorularina mecburen evet demek zorunda kaldigini anlatiyor. ‘Acliktan ölmektense, mikroptan hastalanip ölmek daha iyi.”, diyen uzman zaten hic birseyi olmayan yoksul vatadasa nasil bunlari ellerinden atmalarini söyleyebilirdi ki?
Modern bir dünyada, her türlü teknoloji ve bilgiye ulasmisken bir kisim insanin hala bu sartlar altinda yasamasi kabul edilebilir bir sey degil. Afrikali cocuklarin plastik siselerine ellerindeki tek kaynak olan camurlu göletten su doldurup icmelerini televizyonlarimizdan seyrederken midemiz bulanip kanali degistirebiliriz belki. Ama iste gercek hayat, yasananlar dünyada bir yerlerde.. Üstelik zengin ve sözümona dindar Arap ülkelerinin cevreledigi Filistin’de!
‘Allah korur..’ Iste bu sözlerle de tevekkülünü dile getirmeyi ihmal etmedi Al-Najar. Filistinliler’i yillardir güclü kilan ve direnisten vazgecirmeyen, enerjilerini aldiklari inanclari olsa gerek.. Genelde yasli olan jenerasyonun daha bitkin ama genclerin inadina hirsli ve umutlu olduklarini anliyorum Najar’in anlattiklarindan. Ve de öfkeliler.. Bunu hissetmek gercekten de cok kolay.
Son savasta ucaklarla ‘evleri terkedin’ mesaji dagitildiginda Najar ‘NEREYE?’ diye düsünmüs kendi kendine ve zaten kurtulabilecegi bir yer olmadigini düsündügünden evinde ölmeyi tercih ettigini ama cocuklarinin korkusundan dolayi kalkip mülteci kamplarina gittiklerini anlatti mesela.
Anne babalarin yikilan evlerinin tepelerine taktiklari matem havasi veren siyah bayraklari söküp yerine kendi bayraklarini takma mertligini gösteren de yine Filistinli gencler.. ‘Bir Filistin vardi, bir Filistin gene var’*, mesajini vermek istercesine. Ayrica ilk defa duydugum bir gercek beni tabir-i caizse sok etti: Bazi insanlar (bu genellikle evin babasi oluyor) ertesi sabah kalkip ta evinin yerinde yikinti gördügünde kalp krizi gecirip ölmüsler. Medya bunlardan hic bahsetmedigi gibi, onlar savasta ölenlerden de sayilmiyorlar. Yani statistikler ölü sayisini hep biraz eksik gösteriyor.
Gazze’de artik günlük yasamin kemigine islemis bir baska zorluk ta gaz ve su temini. Anadolu’da yasayanlar az cok bilir; bizden önceki nesillerinse bizzat yasadigi bir olaydir belki. Ancak cüzi ölcülerle getirilebilen gaz ve su tanklarinin (gerci tank demek cok zor!) önünde olusturulan kuyruklar.. Al-Najar yine ince bir espriyle burada da bir mesaj verdi. ’3 cocugum var: Birisi gaz, birisi su kuyruguna girmek, digeri de evi beklemek icin.’ Yeterince gaz olmadigi icin evin hanimlari da yemek pisirmek icin eski, zahmetli adetlerine geri dönmek zorunda kalmislar: ekmekler tandirda pisiyor.
Iste Gazzeliler’i canindan bezdiren bu zorluklar onlari yasal olmayan yeralti tünelleri kazdirmaya yönlendirmis. Sirf hayatta kalabilmek icin Israil’in izin vermedigi günlük ihtiyaclarini giderebilmek amaciyla hic te sabit ve güvenli olmayan bu tünelleri kazmislar. Bugüne kadar 122 kisinin öldügü ve icine girmesi hic te eglenceli olmayan bu tüneller Israil’in savas sebeplerinden biri sayilabilir. Cünkü bu tünellerle Filistinliler’in Iran’la (?) baglanti kurup iceri silah, cephane tasidiklarini öne sürüyor.
Gazzeliler artik disardan gelen yardimlara bagimli yasamak istemiyorlar. Dr. Najar gibi bir cok insan isine dönmek, calismak istiyor. (Najar’in laboratuari da biyolojik bomba üretildigi gerekcesiyle savasta bombalandi. Halbuki onlar cevre mühendisi ve daha cok cesitli sularla calisiyorlar.)
Gazze’den cikmasi neredeyse 1 ayi bulan Najar kendisini sansli sayiyor, cünkü sirtinda sadece bir canta ile Filistin’den cikmis. Simdi geri dönecegi günleri düsünüyor cünkü dönüste bir cok bavulu olacak. Icinde akrabalarinin siparis verdikleri ilaclar, cocuklarin israrla istedikleri cikolatalarla dolu olarak..
Ve Al-Najar hic birisini kiramayacak cünkü o Filistin’de yasamanin ne demek oldugunu biliyor.
Evet.. Gazze’de hayat tüm bunlara ragmen devam ediyor. Allah sabirlarini ve dayanismalarini artirsin.

