Kudüs’te olmak başka hiç bir şehrin vermediği, insanın sırtından aşağı inen bir ürperti hissi veriyor, bu şehirdeki hiç bir şey normal değil… sanki herşey fazlasıyla özel.. zamanın bir süreliğine durduğunu hissediyorsunuz ve o tarif edemediğiniz, hiç bitmeyen eski zamanlar sezisi… Renkler… sesler… insanlar… tarih… o maneviyat sizi alıp götürüyor… bu hiç birşey gibi değil! tek söyleyebileceğiniz şey.
Bir kez daha Kudüs’te olmak bir rüyanin gerçekleşmesi gibiydi, ben, genç bir Filistinli için en sevdiğim İsrail kontrolü altında olan o benim şehrime girebilmek çok ama çok zor oldu. Kendiliğinden eşyalarımı toplayıp gidiyorum demek, işte bu, eski güzel günlerde kaldı. Şimdi zaman, İsrail tarafından izinler almak ve Allah’a bunun için dua etmek zamanı. Son ziyaretim 21 Mayıs 2007’deydi… yani bir yıldan daha fazla zaman önce…
Bir kez Kudüs’e girdiğinizde… dünyanın tüm acılarını unutuyorsunuz… aklınızdaki, kalbinizdeki ve ruhunuzdaki tüm sızıları unutuyorsunuz… eski şehrin dolambaçlı yollarını yürürken… tüm o renkler ve kokular sürreal duyguların bir portresi gibi yükselirken, en karanlık ve soğuk gecede sanki sıcak bir ışık örtüsüne bürülüyorsunuz.
Kudüs’te tarif edilemeyen bir şeyler var… Orası herhangi bir yer değil… orası her günümün her anını geçirmeyi seçmek istediğim yer. Keşke bir “Maqdesi”, yani Kudüs çocuğu olabilseydim.. Bu bile yeterdi bana… gün doğumunda saatlerce Aksa’nın avlusunda yürümek… sırf güneşin o altın kubbede nasıl iki olduğunu görmek için… gözlerimi Kutsal Kıyamet Kilisesi’nin oymalarına dikmişken yükseklerin yükseğine varabilmek için… o gölgenin ve ışığın silüetine…
Keşke… bir Kudüs çocuğu olabilseydim… Kudüs’ün duvarlarında bir taş… Kudüs’te yaşamanın hayaliyle… başka hiç birşey değil, tek istediğim ve isteyebileceğim şey bu…
5 Haziran 2008
Qossay Abu-Zaitoon
Çeviri: Gewhar N. A.
Orjinal text: http://inside-margins.blogspot.com/2008/06/in-jerusalem-once-again_05.html

